29 Kasım 2016 Salı

DİKEN

Bir dîvan çöktü gözyaşlarımda.
Kendinden emin ve anlamsız .
Düşünmez oldum ,nedir yağmur çamur ?
Bir diken büyüyor acımasız !

Bu diken de kopacak elbet !
Yakıyor canlar yakacak da 
Gülden vazgeçmeli mi ? diyorlar bana .
Vazgeçmeli diyorum,
Deli diyorlar bana.
Ya sadece güzel kokacak 
Ya da canlar yakacak

Hüznüm ağlıyor nedir bu temaşa ?
Ordan oraya koşan koşana
Akıllarda bir soru kalıyor
Kral mı soytarıya ,
Soytarı mı krala ?

İREM ASLAN

FÜTURSUZ

Yıldızlar aya varmış.
Dimağım kalbe karşı.
Şu cihan ne anlamış?
Akıl akıl olsa ,
Sevgi ne kaybeder ?

Kalbim bir kurak çöl,
Sevgim susuz kalmış.
Bir yanım akıl iken,
Kalbim arafta kalmış.
Akıl akıl olsa,
Sevgi ne kaybeder ?

Fütursuzca sevmiş kadın.
Görememiş bu denizdeki ufuk çizgisini.
Mutlu son yoktur ,
Mutlu sonsuz vardır demiş birileri.
Kadın onu sevmiş , adam onu .
Akıl bitmiş , sevgi gitmiş
Geriye iki boş çay bardağı kalmış.
İrem ASLAN  

19 Kasım 2016 Cumartesi

SEZEN

 ''Yıldızların geceye küstüğü bir kış gecesi düştüm yollara, zor kaçtım o evden. Düşünemedim ne yapacağımı ilk başta. Sadece atıverdim sokağa kendimi. Fütursuzca  koştum. Önüme, arkama, sağıma, soluma bakmadan  koştum. Önüme kırk yaşlarında bir teyze çıktı aniden. '' Dur kızım bu ne acele? Biri mi kovalıyor yoksa? '' diye durdurdu beni. O kadar korkuyordum ki çenem kitlendi, sadece bakakaldım. 
'' Konuşsana kızım dilini mi yuttun? '' dedi bana. Koluma girdi. '' Korkma, gel hele şöyle bir soluklan .'' dedi. Beni küçük bir eve götürdü. Teyze güvenilir mi değil mi onu bile bilmiyordum. Halet-i ruhiyem ne olacaksa olsundu artık. Eve girer girmez bana bir çift terlik bir de kalın iplikten örme yelek verdi daha sonra ise:
'' Bu soğukta sokaklarda koştura ne yapıyorsun kızım? Ayrıca bu üstün başın neden bu kadar ince hasta olacaksın. '' dedi bana. Şaşırdım. Annem bile bu kadar düşmüyordu üstüme. Ama ben kalbimin ateşinden vücudumun ısısını düşünemiyordum bile. Adını bilmediğim teyze bana bir oda gösterdi ve bu gece burada dinlenmemi yarın sabah bir hal çaresine bakacağımızı söyledi  ben  de yaklaşık altı saatimi boş duvarı izleyerek geçirdim. Gece 02.00 sularında uykuya dalmıştım. 
***
Sabah kalktığımda önce nerede olduğumu idrak edemedim. O lanet geceden hatırladığım tek şey o adamdan yine dayak yediğimdi. Sebebi ise çorbaya tuzu biraz fazla koymuştum. Babam beni ısrarla okutmuyor, annemde on üçümde ‘’koca’’ dedikleri adama vermişti beni. Çocukluğum oyuncakla değil, oyuncak gibi geçiyordu. 
Bu olaylar yaşandığında henüz on beş yaşında idim. O gece dayak yedikten sonra -ki bu ilk dayak yiyişim değildi.- artık canıma tak etmişti. '' Sen kimsin de bana vuruyorsun be haydut! '' diye bağırıvermiştim çocuk çığlığımla. Önce bana küçümser gibi bakmış sonra bir tokat daha patlatmıştı ben bağırmaya başlayınca silahını eline almış tam tetiği çekecekken masada duran vazoyu kafasına geçiriverdim, olayın şokunu atlatamadan sokağa atıverdim kendimi.
Ve kendimi buldum bu küçük ama kendimi baba evinden bile daha güvende hissettiğim evde.
**
Bu olanları ince ayrıntısına kadar hatırladıktan sonra suratım ekşidi. Artık ağlayamıyordum bile. Göz pınarlarım suları kesik çeşme gibiydi, akmasını istiyorsun fakat bir damla bile gelmiyordu. 
Saate baktığımda 07.00 olmak üzereydi.  Adını bile bilmediğim teyze yanıma gelmişti.  '' Günaydın kızım iyi misin? '' dedi. İyiyim diyemedim sadece teşekkür ettim. 
'' Yavrum ne oldu sana böyle? Nasıl geldin bu hale? Baban mı dövdü yoksa? '' Baban mı dövdü sorusunu duyunca kalbim sızladı ilk başta keşke yaramazlık yapsaydım da babam dövseydi. Kocam dövdü desem inanacak mıydı? Bana acıyacak mıydı? Anlatmalı mıydım olanları? Ya duyarsa anlattıklarımı da gelip beni öldürürse?  Ne olacaksa olsundu artık canlı öldürülen insanın bedenen ölmesi çok da bir şey fark etmezdi. Adını bilmediğim teyze anlamış olacak '' Kızım yoksa seni evlendirdiler mi? Kocan denecek şerefsiz mi yaptı bunu sana? ''deyiverdi bana. Utandım. 
'' Kaç yaşındasın sen? '' diye sordu. On beş dedim. Suratı bana acıyan bir hal aldı. Haklıydı da. ''Senden bir şey isteyebilir miyim teyze? '' diye sordum. '' Bana güzel çorba yapmayı öğretir misin? ''.  
***
'' Okula gitmen gerekiyor senin okuman gerekiyor. Seni okutacağım. Bak benim çocuğum yok sana sahip çıkarım. İster misin okumak? Ne olmak istiyorsun büyüyünce söyle bakalım? ''
Afalladım tabii önce '' Bana anne ol diyorlar. Ama ben yazar olmak istiyorum . Bir sürü kız görüyorum yolda ellerinde kitaplar yürüyorlar. Ne yazıyor onların içerisinde bilmek istiyorum. Televizyonda görüyorum bazı yazarlar kitaplarını tanıtıyorlar ben de istiyorum kendi dünyamı tanıtmak. '' dedim. Ama evi kim çekip çevirecekti, ütü, çamaşır, bulaşık kim yapacaktı bunları ben okursam? 
'' Sen kızsın istersen her şeyi yaparsın. Bak ben tır şoförüyüm. Kadınım ve evet şoförlük yapabiliyorum. '' Yüzümde ki şaşkınlığı anlamış olacak. '' Kadın isterse istediği her şeyi yapar. '' dedi.
Adını öğrenmiştim artık Azize Teyze. Hayatımın dönüm noktasını bana sunan aziz insan. Beni okuttu büyüttü ve bu yerlere getirdi. Ruhu şad olsun. '' dedi Sezen DUYAR hayat hikayesinden çok etkilendik. Günümüzde onun gibi başarılı ve yaşamış yazarlara çok ihtiyaç vardı. 
***
Bugün hava daha soğuktu, yıldızların aya küstüğü geceden. 
Eşim Sami'yle çocuğumuz olmuyordu o yüzden ayrı bir etki bırakmıştı üzerimizde. Sami kahveleri almış yanıma geliyordu. Birlikte fakülteden ayrıldık. Hava çok soğuktu birlikte kitapçıya gitmeye karar verdik. Tam yolda giderken elbisesi yırtık pırtık, üstü başı kir pas içinde ama gözlerinde ki ziya - çocukluğundan olsa gerek- sönmemiş küçük bir kız çocuğu koşuyordu fütursuzca, önüne arkasına, sağına soluna bakmadan. Korkuyordu belli. Sami bana döndü, sadece birbirimize bakıp gülümsedik. Ve bir Sezen daha dünyaya geldi. Ve daha nice Sezenler.
                                                                                                                                    *İREM ASLAN